İşte 100 yıl yaşayanların sırları

0

Türkiye’nin dört bir yanında 100 yaşını devirenlerle konuştuk. Formülleri ortak bir sırrın parçası gibiydi. Tereyağ ve yoğurt masalarından hiç eksik olmamış. Kırmızı ete düşkünler, kolesterol bilmiyorlar. Hırslı değiller ve paraya önem vermiyorlar.

100 yaşına kadar yaşamak hayal değil, çok uzak değil hatta gün geçtikçe çok daha mümkün. Sanıldığı gibi bir iki kişi değiller; bugün Türkiye’de 100 yaşına sağlıklı girenlerin sayısı 33 bini buldu. Bu sayı giderek de artıyor. 33 bin yaşlı arasından alzheimer’le hiç tanışmamış olanları bulduk, parkinsonun yanına yaklaşmayan delikanlı gibi yaşayanları seçtik. Türkiye’nin 7 bölgesinde 100 yaşına sağlıklı girenleri bulduk, konuştuk. Sağlıklı, dinç, zehir gibi beyinleri ile 100 yaşına kadar yaşayanlardan bunun sırrını sorduk. Hâlâ zeybek oynayan Kübra Teyze, günde 80 merdiven çıkan Bekir Adalığ, bu yıl zeytinleri ağaçlarından kendisi toplayan İbrahim Topçu, “Gözlük kullanmaya şimdilik ihtiyacım yok” diyen Ferhat Kaya, birbirlerine 80 yıldır âşık olan Akıncı çifti, 100 yaşına gelmenin yollarını anlattı. Neyi asla yapmıyorlar, neleri ortak, vazgeçemediklerinin peşine düştük. Uykuları, alışkanlıkları, inanışlarını, aşklarını sorduk onlar anlattı. Ellerini öptük, evlerini ziyaret ettik, akrabaları, çocukları, komşuları ile konuştuk. Tüm dünyanın peşinde koştuğu “İnsanları 100 yaşına kadar genetik mirasları mı, yaşam şekilleri mi koruyor” sorusunun yanıtını araştırdık. Bilinen yaşam önerilerini nasıl yalanlıyorlar. Açlık da çekmişler, yokluğu da biliyorlar, tereyağını kaşık kaşık yiyenler bile var. Savaşta yaşamışlar, büyük acıları görmelerine rağmen bugüne kadar dimdik ayakta kalabilmişler. Bu yazı dizimizde, Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü yolumuzu açtı. Prof. Dr. İsmail Tufan’ın yaptığı 100 yaş araştırması pusula gibi oldu. Türkiye’nin tüm bölgelerini dolaşıp, 100 yaşı deviren 30 yaşlıdan uzun yaşamın sırlarını dinledik.

ŞÜKREDİYORLAR

İnançlı insanlar. Şükretmeyi, fark etmeyi, yetinmeyi çok iyi biliyorlar. Sabah namazını da akşam namazını da kaçırmıyorlar. Aralarında hâlâ sabah namazı için imamı cami kapısında bekleyenler var.

Hareketli bir yaşamları var. Ancak bunu spor yapmak gün için yapmıyorlar, yaşam tarzları haline gelmiş. Gençliklerinde günde kilometrelerce yol aldıklarını anlatıyorlar, çoğu hâlâ insanı şaşırtacak kadar fiziksel aktivitede bulunuyor. Aralarında günde 70-80 merdiven çıkarak evine gidenler var.

Sabah erkenden kalkıyorlar, gün doğumunu kaçırmıyorlar, akşam erkenden yatıyorlar. Aralarında yaşlılık nedeniyle uyku sorunundan yakınanlar 20.00 yerine saat 22.00’de uyumaya başladığını söylüyorlar.

Mutlular hâlâ kahkaha atabiliyorlar, inançlılar, çok çalışkanlar… Türkiye’nin dört bir tarafında 100 yaşı devirenler taş devri diyeti ile besleniyorlar. Tereyağsız masaya oturmuyorlar, yumurta olmazsa olmazları arasında. Yüz yaşına sağlıklı olarak girenlerin pek çok ortak özellikleri var. Bu özelliklerin bazıları dünyada başka yerlerde görülen bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış “100 yaş formülleri” reçetesine bire bir uyuyor. Bazıları tamamen Türklere özgü. İşte bizim yüzlük nineler, dedeler ve onların yaşam reçetesi: Kırmızı et tüketiyorlar. Nerdeyse çoğu taş devri diyeti ile beslenmiş. Erkeklerin çoğu hayvancılık ya da avcılıkla uğraştığı için iyi eti hemen tanıyorlar, eti seçerek yiyorlar. Balık, bakliyat ve tahıl bol bol tüketiyorlar. Ama en önemlisi yoğurt, hemen hemen hepsinin ortak noktası günde mutlaka bir kâse yoğurt yiyorlar. Sarımsak yine olmazsa olmazları arasında.

MARGARİNİ BİLMİYORLAR

Margarinin anlamını bile bilmiyorlar, ne olduğunu bir türlü tarif edemedik. Tereyağ vazgeçemedikleri arasında. Zeytinyağını çoğu ilaç niyetine kullanıyor.

Alkol nerdeyse hiç tüketmemişler çoğu sigarayı ağzına bile sürmemiş. Aralarında sigara kullanıp seksenlerinde bırakan bir kişi vardı, biri de hâlâ içiyor.

Kilo alıp verme gibi bir beslenme düzenleri olmamış, hep sabit kilolarını korumuşlar. Erkeklerin çoğu “askerlik kilom neyse hâlâ o kilodayım” diyor.

Huzurevleri veya bakımevleri uzak ve soğuk kavramlar. Çok güçlü aile bağları var. Aileleriyle birlikte ya da yalnız yaşıyorlar ama çevreleri ile iletişime çok açıklar. Konu komşuları, akrabaları ile iç içe yaşam sürüyorlar.

Kadın erkek eşitliğini doğal bir şey gibi görüyorlar. Eşler birbirlerine ve çocuklarına çok ama çok önem veriyorlar. Hep mutlu evlilikleri olmuş, genelde tek evlik yapmışlar uzun süre evli kalmışlar. Yüz yaşına birlikte gelmiş çiftler hâlâ işbölümü yapıyor.

Kahve kültürü ile sosyallik kuruyorlar. Yüz yaşına gelip sağlığını koruyan erkeklerin çoğu kahveye gidiyor. Onların kahveleri açık havada köy ya da kır kahveleri ağaçlar arasında. Kahve sohbetlerine fiilen katılıyorlar, hatta masaları sabit. Orada ülkenin gündemi takip ediyorlar. Arkadaşlık ve dostluk, yaşamının olmazsa olmazlarından biri ve belki de en önemlisi.

Hırslı değiller, çoğu paraya hayatları boyunca fazla önem vermediğini anlatıyor.

Yüz yıllık gençlerin önemli bir ortak özelliği: mutlulukları. Hepsi gülüyor, hayatın tadını biliyorlar. Neşeli, keyifli, coşkulu olmaya önem veriyorlar. Umutlu olmak, olup bitenlere ve geleceğe olumlu bakmak onların kişiliği olmuş.

CENNETTE YAŞIYORLAR

Şehirde yaşayanları da var, onların manzaraları mutlaka deniz görüyor, ancak 100 yıllık çınarların en büyük özellikleri havası ve suyu cenneti andıran yerlerde yaşamaları. Yaşadıkları köyler, kasabalar cennetin bir parçası gibi. Çoğunun oturduğu yere yakın bir şelale bulunuyor, burada bulunan kaynak suları etraftan gelenler tarafından damacanalarla şifalı su diye taşınıyor, çiçekler, kuş sesleri ve temiz hava yüz yılık yaşamın ortak sırrı gibi duruyor.

Gezgin değiller, genellikle doğdukları yerde yaşamışlar. Yüz yılı birkaç kilometre arasında geçirmişler. “Şu evde evlenmiştim, burada yaşlandım” diye elleriyle rahatlıkla gösterebilecekleri uzaklıklar içinde geçirmişler hayatlarını. Gürcü, Arnavut göçmenleri çoğunlukta. Küçükken koptukları toprakların dilini hâlâ konuşuyorlar ancak daha sonra hayatları hep aynı yerlerde sürmüş. Aralarında iki dil konuşanlar çoğunlukta.

Teyze ile yeğen bir asrı devirdi

Zehra Nine ve İsmail Dede aynı köyde yaşayan teğze yeğen… İkisi de Gürcü asıllı, aileleri bu köye gelmiş, yerleşmiş; ikisi de İzmit’in sınırlarından çıkmamışlar. Zehra Nine tam 104 yaşında. Torunlarıyla birlikte oturuyor, onu çok seviyorlar çünkü en kötü günde bile güler yüzlü olmasıyla ünlü. Her sabah bahçesine çıkıp gezinmeyi, güllerini koklamayı seviyor. Eskiden beri iki dil konuşurmuş ancak bugünlerde artık Gürcüce yani ilk öğrendiği dil ağırlık kazanmış. Ellerindeki kınaları ve yemenisine iliştirdiği gülü göstererek süslenmeyi sevdiğini söylüyor. “Gençken çok güzeldim” diyor.

İLAÇ BİLMEM BEN

Yeğeni İsmail Şimşek ona göre daha genç. 101 yaşında, 11 çocuk ve 50’ye yakın torun sahibi. Eşi yıllar önce ölmüş, deprem nedeniyle çocuklarının ölüm acısını bile yaşamış. ‘Kader’ demiş. Bir sefer Atatürk’le karşılaşmış, hiç unutamamış hâlâ gözlerini anlatıyor. Üç yıl askerlik yapmış, hayatı hayvancılıkla geçmiş. “Ben öyle saatlerce el sıkışanlardan olmadım, hırslı olmayacaksın” diyor. Hiç ilaç kullanmamış, doktor bilmemiş. “İyi et olunca kaçırmam hâlâ yerim” diyor, tereyağsız sofraya oturmazmış, yoğurt ve ayran onun gözünde ilaç. 68 kilo olarak askere gitmiş, şu anda 69 kilo. Hayatı boyunca hiç kilo alıp vermemiş. Erken yatıp erken kalkıyor. Sağlığını hareketli olmasına bağlıyor ve ekliyor: “Günde 20 kilometre yol yürürdüm, şimdi bile oturamam.” “Hiç kul hakkı yemedim” diyor. Onun bugüne kadar birine bağırdığını duyan gören olmamış, sinirlenince “Allah’ından bulsun” dermiş.

Hayriye Göksun: 100 yılda hiç güneşlenmedim

Şehirlerde hele İstanbul’da 100’e ulaşmak imkânsız mı, hiç de değil. Hayriye Göksun doğma büyüme İstanbullu. Kızı ile birlikte Bostancı’da oturuyor ama yedi tepeli şehrin her köşesinin keyfini sürmüş. Eşinin ona çok iyi baktığını, bu nedenle uzun yaşadığını anlatıyor. Eşiyle Müzeyyen Senar’ı dinleyip birlikte rakılarını da tokuşturmuşlar. Aşkı yaşamış. Kitap okumayı seviyor, Ayşe Kulin’in romanlarına hayran. Hiç diyet yapmamış, kolesterolü ve tansiyonu yok. Günde üç dört fincan kahvesini içiyor. “Tereyağsız yemek pişirmedim” diyor. Hiç güneşlenmemiş, şapkasız sokağa çıkmamış, yüzü bronzlaşanlara şaşırıyor. Bu yaşta bu kadar az kırışığı ise yumurta maskesi ile açıklıyor.

Elleri kınalı zehra nine

İstanbul’a sadece bir saat uzaklıkta bir cennet var. Yeşilliklerin içinde İzmit’e bağlı Gölcük Mahmuriye köyünde şelaleyi geçip yukarı doğru tırmanınca caminin tam karşısındaki evin kapısını çalın. Zehra Nine karşınıza çıkıyor. Güller içinde bir bahçesi var, elleri kınalı Zehra Şenol tam yüz yıldır burada yaşıyor.

EN BÜYÜK KAYGI SAĞLIK

-Yaşlıların yarısı düşük gelirli ama yalnızca 4 kişiden bir tanesi düşük gelirli olduğunun farkında. O kadar geçim sıkıntısı çektiklerini bilmiyorlar.

-Yüz yaşlıdan dokuzu orta gelirli ama yüzde 27’si ekonomik durumunu ‘orta gelirli’ diye tarif ediyor.

-Bize göre ‘yüksek gelirli’ sınıfına ancak yüzde biri girebilir. Ama yaşlılardan yüzde 6’sı kendisini yaşıtlarına göre ‘yüksek gelirli’ sınıfında sayıyor.

-Yüzde 95’i ‘para’ kavramının önemsiz hale geldiğini söylüyor.

-Bütün bu veriler sonucunda gördük ki, 30-50 yaş grubu dediğimiz orta yaş grubunda yaşam kalitesi iyiyse yaşlılıkta dar gelirli olmak büyük bir problem yaratmıyor. Orta yaş grubunda isteklerini gerçekleştirenler uzun vadeli yaşlılık dönemlerinde daha sağlıklı olabiliyorlar. Yaşam kaliteleri bundan pek etkilenmiyor. Ayaklarının üzerinde durabilecek gelirleri yaşlılıkta sigorta anlamına geliyor.

-Mesela yaşı 100 ve üzerindeki insanların hala pek çoğu kendi günlük işlerini kendileri yapabiliyor.

-Yaşlıların yüzde 67’sinin evinde banyo yok. Tuvaleti evin dışında olanların oranı yarı yarıya. Sıcak suyu bulunmayanların oranı yüzde 92. Yüzde 87’si, ısınma “tertibatı” demek için bin şahit isteyen harabe evlerde, teneke soba ile ısınmaya çalışıyor. Tabii ki sobayı yakacak birilerini bulabilirse! Aileler yaşlısına yardımcı olmaya çalışıyor. -Günlük işlerinde başkasının yardımına muhtaç olan yaşlılar arasında ihmal edilenler de var.

-Yaşlıların nerdeyse yüzde 90’ı okuma yazma bilmiyor.

-En büyük kaygıları, yatalak olmak; artık çoğu yaşamın maddi yönüyle ilgilenmiyor.

ALKOL VE SİGARALARI YOK

-Dikkat çeken bir nokta ise bu uzun ömürlü insanların çoğunun dindar olması. Yüzde 97’sinin ‘öbür dünya’ inancı var. Yüzde 89’u ‘cennet var’, yüzde 72’si ‘cehennem var’ diyor. Dindar olmaları nedeniyle “kötü alışkanlıları” yok.

-Çoğu hiç sigara ve alkol kullanmamış. Şu anda hiçbiri sigara kullanmıyor. Daha önce sigara içmiş olanların oranı yüzde 9. Alkol kullanmış olanları oranı yüzde 1’in altında kalıyor. Fakat onlar da hiçbir zaman alkolizm düzeyinde içki içmemiş.

-Genel yaşam memnuniyetleri oldukça yüksek. Uzun yaşamın sadece iyi yönlerini değil, zor yönlerini de dile getiriyorlar. Eşini özlediğini söyleyenlerin oranı yüzde 81. Bugün -boşanmaların çoğaldığını düşünecek olursak, bu rakam az değil. Eşleriyle yaşadıkları problemleri, kavgaları, ama aynı zamanda mutlulukları da anımsıyorlar.

GÜNDEMİ TAKİP EDİYORLAR

-Devletten beklentileri yok! Hiçbir şey istemiyorlar ve hepsi birer vatanperver. İlk dünya savaşını, cumhuriyetin kuruluşunu, Atatürk dönemini ve sonrasını hatırlıyorlar. Bunları anlatırken gözleri yaşaranlar hiç de az değil.

-Aralarında hâlâ güncel politikayı takip edenler var. Özellikle erkeklerin politik konulara ilgisi yüksek ve birçoğu sokakta veya kahvehanede, tanıdıklarıyla görüşüyor ve ülke politikasından yerel politikaya kadar her konuyu tartıştıklarını söylüyor.

-Birçoğu kendine yetecek kadar sağlıklı, ama çoğu büyük sağlık sorunlarıyla karşı karşıya, mesela en çok Alzheimer hastası bu yaş grubunda var. Bizim görüştüğümüz grupta Alzheimer hastalarının oranı yüzde 44’ü aşıyor.

“Çamaşır işi Hüseyin Amca’nın”

Onlar tam 85 yıldır evli. Aynı köyde doğup büyümüşler, yaşları geldiğinde -ki 17 diyorlar- evlenmişler. Üç çocukları olmuş ve ömürleri böyle geçmiş. Şefika Akıncı 105, eşi Hüseyin Akıncı ise 101 yaşında. Antalya Serik Abdurrahmanlar kasabasının en yaşlıları. Geçen yıl Başbakan Tayyip Erdoğan eşi ile birlikte onları ziyaret edip ellerini öpmüş. O gün hayatlarının en ilginç günü olmuş. Kapıya dizilen arabalara kadar her şeyi büyük bir heyecanla anlatıyorlar. İkisinin de emekli maaşı yok. Başbakan’dan maaş istemişler ama üzerlerine kayıtlı arsa çıktığı için maaşları bağlanamamış.

‘HÜSEYİN CAHİL!’

Ancak Başbakan Erdoğan onlara çamaşır makinası göndermiş. Bu makina Akıncı çiftinin hayatını değiştirmiş. Şefika Teyze, “Hayatımız kolaylaştı” diye anlatıyor, 100’ü devirdikten sonra sahip olduğu çamaşır makinasının yarattığı etkiyi. Tek odalı minicik evlerinde makina baş köşede. Kullanımından da Hüseyin Amca sorumlu. Evdeki telefonu kullanma işi Şefika Teyze’ye ait. “Hüseyin kullanamaz, o cahil. Ben üçe kadar okudum; kağıttan bakıp, çeviriyorum” diye konuşuyor. Şefika Teyze, Başbakan’ı ve eşini, “Daha çok gençler, benim oğlum yaşında” diye tarif ediyor. Hediye ettikleri battaniye ve eşarbı ise bize göstermek için sandıktan çıkartıyorlar. Bir türlü örtmeye kıyamayıp saklamışlar. Minicik evlerinde bulaşıkları daha dinç olduğu için Hüseyin Amca yıkıyormuş. Klimaları var, dışarıda sıcaklık 40 dereceden fazla ama elektrik parası çok gelir diye kullanamıyorlar. Yine de mutlular. “Ne yiyorsunuz?” diye sorduğumuzda, “Ne bulursak” diye gülüyorlar. Çocuklarının gönderdiği para ile geçiniyorlar; evin kış boyunca akan çatısı dışında hiçbir şeyi dert etmiyorlar.

‘100 yaşında emekli oldum hâlâ çalışıyorum’

Bursa’nın Orhangazi ilçesine bağlı Gürle köyünde yaşayan 100 yaşındaki İbrahim Topçu, Sosyal Güvenlik Yasası’ndaki olanaklardan yararlanarak Marmarabirlik aracılığıyla bu yıl emekli olmuş. Yani 100 yaşına bastığı yıl. Kendisine tam 474 TL emekli aylığı bağlanmış. Emekli olmasını sağlayan son ödemeyi yapmak için zeytin toplamış. Sağlıklı olmasını da bu kadar yıl çalışmasına bağlıyor. “Emekli oldum ama yine çalışırım, duramam” diyor. Hâlâ yalnız başına yaşıyor, köyde sabah namazını kılmak için camiye imamdan önce gitmesiyle ünlü. Bu yıl kirazları da yine kendi toplamış. Yunan işgalinin canlı tanıklarından İbrahim Amca, kendine göre sağlıklı yaşam reçetesi de uyguluyor. Açken sarımsak yemeyi alışkanlık haline getirmiş. “Temiz hava, sağlıklı gıda, hareket uzun ömrün reçetesi” diyor.

ZEYTİNYAĞI İÇİYOR

Tansiyon sorunu çıkmadan önce her gün iki avuç zeytin yermiş, şimdi sabahları bir avuca düşürmüş. Bir de her sabah bir kaşık zeytinyağı içtiğini böylece vücudunu beslediğini söylüyor. Doktor, ilaç bilmezmiş; bilmek de istemiyor.

‘Bizim zamanımızda 60’lıklara yaşlı denirdi’

Bursa’nın Orhaneli ilçesi Dağgüney köyü, Gülizar Zafer’in tam 100 yıllık adresi. Burası Uludağ’ın kendine sakladığı bir köy. Uzun bir tırmanış ve yeşillikler içindeki yolculuktan sonra köşeyi dönünce pat diye insanın karşısına çıkıyor. Zaten cennete benziyor ama köyün gençleri burayı terk etmiş, yaşlılar baş başa kalmış. 100 yaşındaki Gülizar Nine, burada, 78 yaşındaki oğlu Selim Zafer’in ailesiyle birlikte yaşıyor. Köyün eski muhtarı ve Boğaziçi Köprüsü’nün yapıldığı tarihten, Kabe’nin yüksekliğine kadar her türlü rakamı ezberinde tutmayı seviyor. Bunları annesine bir bir anlatıyor. Gülizar Nine, bu rakamları dinlerken güllerle dolu bahçesinde bir kahkaha atıveriyor. Karşı evde doğmuş sonra şimdi yaşadığı eve gelin gelmiş. Evi bütün vadiyi kuşbakışı görüyor. Hep şükrediyor, hiç yokluk çekmediğini söylüyor. Bahçesinde mevsimine göre yetişen meyveler bile onu doyurmaya yetiyor. Savaş döneminde 3 yıl, sadece üzüm ve buğdayla beslendiği için şimdi “Her şeyimiz var” diyor. “Bizim zamanımızda, 60’ındaki insanlara ihtiyar derlerdi. Halbuki çok gençlermiş” diyen Gülizar Zafer’in, uzun yaşam sırrı ise şu: “Kimseye kızmasınlar, ben hayatım boyunca kimseye kızmadım.”

Türkiye’de en uzun süre yaşama rekoru Nazilli’de… Burada yüz yaşına ulaşanlar her gün daha da artıyor. Akdeniz Üniversitesi’nin araştırdığı ilçe dünyanın da ilgi odağı. Nazilli Kaymakamı uzun yaşamanın formüllerini kendine de uyguluyor.

Türkiye’nin en uzun ömürlü ama en sağlıklı insanları Aydın’ın Nazilli ilçesinde yaşıyor. Burada 65 yaş üzerinde 40 bin kişi var. 90 yaşın üzerindekilerin sayısı ise 161. Yüze ulaşanlar da her yıl artıyor, üstelik bunların hepsi dinç ve kendilerine bakacak durumda. Nazilli Kaymakamlığı ve Akdeniz Üniversitesi bu bölgeyi özel olarak incelemeye aldı. Uzun yaşamın sırrını ve burada neden daha fazla kişinin 100 yaşına ulaştığını araştırıyor. Bu bölge Amerika ve Almanya’da da üniversitelerin ilgisini çekti, geontoloji bölümleri incelemek üzere buraya geldiler. Nazilli, dünyada en uzun yaşanan yer olarak bilinen Japonya’daki Okinowa adası ile kardeş şehir olmaya hazırlanıyor.

HERODOT’UN SÖZÜ…

Nazilli’de bulunan Kuyucak ve Yenipazar’da 100 yaşını çoktan geçmiş tam 28 kişi var; üstelik bunların hiçbiri yatalak değil. Kaymakamlığın kapısında Herodot’un bir sözü yazılı “Ve Tanrı insanları uzun ömürlü olsun diye Nazilli’yi yarattı.” Heredot’un bu sözü söyleyip söylemediği bilinmiyor ama öyle olduğu kabul ediliyor ki artık resmi bir dairenin kapısını süslüyor. Nazilli Kaymakamı Caner Yıldız bölgeye geldiğinde 102 yaşındaki Hatice Aktaş’ı evinde ziyaret etmiş. Onun yaşam enerjisine, öğütlerine hayran kalmış sonra ilçede, 100 yaşında çok kişi olduğunu öğrenince, araştırmaya başlamış. İşte projenin temelleri böyle atılmış. Hatice Nine geçen yıl ölmüş ama onun sayesinde başlayan proje devam ediyor. Son yıllardaki çalışmalar Kaymakam Caner Yıldız’ın yediğinden içtiğine hayat felsefesine kadar pek çok şeyini değiştirmiş.

HAVA KARARMADAN YİYORLAR

İşte Kaymakam Caner Yıldız’ın uzmanlarla birlikte tek tek kapıları çalarak sürdürdükleri araştırmadan notlarına aktardığı gözlemler:

Gamsızlar, eşlerini kaybediyorlar, bazıları çocuklarını bile kaybetmişler 100 yaşına gelene kadar pek çok arkadaşlarından olmuşlar ama neşelerini kaybetmemişler.

Hava karardıktan sonra hiç yemek yemiyorlar. Akşam yemekleri altı yedi gibi bitiyor ve daha sonra ağızlarına bir şey sürmüyorlar.

Bir elleri yağda bir elleri balda yaşamları olmamış çoğunun yaşamı çok zor geçmiş. Sıkıntıyı biliyorlar ve nasıl başa çıkmaları gerektiğini öğrenmişler çok fazla üzerlerinde taşımıyorlar.

ZEYTİN VE İNCİR…

Çok fazla ot yiyorlar, ısırgan otu, zeytin ve incir uzun yaşayanların sofralarından eksik olmamış.

Hava ve su bileşimi önemli. Yüz yaşına gelenlerin bulunduğu bölgelerde hep bir su kaynağı ve değişik bir hava akımı oluyor. Onların bulunduğu yerlerde zeytinlikler çok daha bereketli.

Yüz yaşına gelenlerin HDL’lerini ölçtürdük iyi kolesterolleri hepsinin artık yaşlanmalarına daha hareketsiz bir hayata geçmelerine karşın 68’den yüksek çıktı. Total kolesterolleri hiç sorunlu değildi.

Buraya geldikten sonra aldığım tavsiyelerle çay yerine tarçın, karabaş otu ve kimyonu karıştırarak bir çay içmeye başladım. Günde üç fincana kadar içiyorum onların formüllerini hayata uyguluyoruz.

‘Hâlâ zeybek oynarım’

Kübra Girgin 101 yaşında; bu aralar yaylaya çıkıp yazı orada geçirmeyi planlıyor. Nazilli’nin en ünlü yüzlüklerinden biri. Çünkü yaşının çok gerisinde bir yaşam enerjisi var içi içine sığmıyor. Gözleri ise pırıl pırıl…

ZEYTİNYAĞI SABUNU

“Ben 15 yıl daha yaşarım” diyor. Tansiyonu yok, kolesterolü yok. Arada bir grip olduğunda otları kaynatıp içiyor… Çocukluğu sıkıntılarla geçmiş, babasını Balkan Savaşı’nda kaybedince kardeşleriyle evlatlık verilmiş, çok yokluk çekmiş. 44 yaşında verem geçirmiş sonra yola devam etmiş. “Ben keyifli, cilveli, neşeliyimdir” diyor. Elma yanaklarının sırrını zeytinyağlı sabun kullanmasına bağlıyor. Hâlâ zeybek oynadığını söylüyor, eşine çok âşık olmuş. Kimseyi kırmamış, kötü söz söylememiş. “Ballı bir hayatım oldu, ben daha çok yaşarım” diyor.

‘Bastonum ihtiyaçtan değil sadece süs’

Mustafa Hacıkundakçı en dinç yüzlüklerden biri. Görüntüsü en fazla 75 ama takvim yaşı 103. Yalnız başına yaşıyor, iki katlı evini kendi çekip çeviriyor, arada bir tanıdıkları gelip yardım ediyormuş ama yemeğine kadar kendi pişiriyor. Sigara hiç içmemiş, içkiyi bilmiyor. Çobanlık yapmış çok yol yürümüş. Dört çocuğu olmuş ve 24 yıl önce eşi ölünce o da yalnız yaşamaya başlamış. Evlendirmek isteyenler olmuş ama o istememiş. Çok inançlı, namazını hiç kaçırmamış ama “yüzden sonra bize sorgu sual yok, günahlarımız sıfırlanıyor” diyor. Yüz yaşında olmasına karşın kulaklık kullanmasına gerek yok, gözlüğü ise okumak için kullanıyor o kadar. Öğlen uykusu mutlaka uyuyor ve uyumadan önce mutlaka kitap okuyor. 80 yaşında hacca gidip gelmiş bu nedenle dini kitapları sevdiğini söylüyor.

KENDİMİN DOKTORUYUM

“İnsan kendinin doktoru olacak” diyor. Tıka basa yemek hiç yememiş, hep tek çeşit yemekle sofradan kalkmış. “Mide çok karıştırılmaz” diyor. Acı, ekşi ve turşu sevmezmiş. “Şimdiki sofralarda on çeşit yemek var ya şaşıyorum” diyor. Eti yiyebildiği kadar yediğini söylüyor. Çarşı, pazar alışverişini bile kendisi yapıyor. Evi iki katlı rahatlıkla inip çıkıyor. Bastonunu süs diye kullandığını gün içinde kaldırıp askerlikteki gibi egzersiz yaptığını anlatıyor.

‘Günde 80 merdiven inip çıkarım’

Bekir Adalığ tam 103 yaşında yalnız yaşıyor. Kızı karşı apartmanda oturuyor; ama tüm işlerini Bekir Dede tek başına yapabiliyor. Onunla evinin tam karşısındaki kahvede buluşuyoruz. Dördüncü kattaki evinden kahveye gelmek için tam 80 merdiven iniyor. (Üşenmeden saydık) Ve bu işi gün boyu defalarca yaptığını da öğrendik. Elinde büyüteci her zamanki gibi gazetelerini okuyor. Ülke gündemini kaçırmak istemiyor; en büyük merakı ise sohbet ettiği komşularına çay ısmarlamak. Kolesterol, şeker, tansiyon hiçbiri yok. Doktorlar onu sıkı bir incelemeden geçirmiş ve çok çok sağlıklı olduğuna karar vermişler. 90 yaşında bir kez prostat ameliyatı olmuş o kadar. Bekir Dede, kendi sağlığı kadar başkalarını da düşünüyor. 13 yıl önce organlarını bağışlaması da bunun en somut örneği. Bir asırlık hayatı boyunca tam 10 kez içki içmiş onun da tadını beğenmemiş, sigaranın tadını ise hiç bilmiyor. Onun kızdığını kimse görmemiş, kendini bildi bileli hep aynı kilosunu korumuş. Beklemiş yemek ağzına koymamış, yoğurt, peynir, yumurta bal ve cevizi hiç eksik olmamış. Margarin hiç yememiş, zeytinyağını tatmadan almamış. Akşamları yalnızca çorba içmiş o da altı buçuktan sonra hiçbir şey yemiyor.

‘Yoğurtsuz sofraya hiç oturmadık’

Yetmiş beş yıllık evli olan Hatice Deveci (99) ve Bekir Deveci( 103) aralarında ortak bir dil geliştirmiş birbirlerini anlıyorlar. Zor işittikleri halde birbirlerini duyuyorlar. Hâlâ kendi dişleri, kolesterolleri yok, şekerleri sınırlı ve hiç ilaç kullanmıyorlar. Sekiz çocukları olmuş şimdi oğullarıyla birlikte yaşıyorlar ama ihtiyaçlarını kendileri karşılıyorlar. Yoğurtsuz hiç sofraya oturmamışlar, günde 5-6 domates mutlaka yerlermiş, taze fasulye, ceviz ve incir en sevdikleri yiyecekler. Birbirlerinin kalbini hiç kırmamışlar, hiç küsmemişler.

 

 

Kaynak: iyilikguzellik.com

Share.

Leave A Reply