Çocuklarımız Neyi Hak Ediyor?

0

Kadının çalışması, anneliği, eşliği, evlatlığı doğruları kesin olmayan günümüzün tartışıla gelen konulardan. Bu ayki Nihayet Dergisinin konusuda çalışan kadın/ ev hanımı konusunda toplumda yaşanan doğrular ve yanlışlardan oluşuyor. ilk olarak dergiyi baştan sona okumanızı tavsiye ederim. Dergide bir çok yönleriyle ev hanımlığına atfedilen ön yargılar,geçmişte ve günümüzde, doğuda ve batıda ev hanımı profili üzerinde duruluyor.

Mesela, eski zamanlarda kadının çalışması gibi bir algının olmadığı zaten kadının ve erkeğin ortak çalıştığı, erkeğin tarlada bahçede
ağır yük içeren işleri yaparken kadının ona destek olduğu tarıma dayalı bir ekonomide bu sürecin kaçınılmaz olduğu bahsedilmekte, sanayi devrimi ile birlikte nufusun kentleşmesiyle ekonomik döngünün değiştiği ve bu şekilde apartman dairesinde yaşayan ailelerinin evde bulunan kadınlarının da  eve para getirme sorumluluğu olması gerektiği bakış açısı oluştuğu anlatılmaktadır.

Ayrıca doğu toplumlarında kadının evde durması ve eşinin servetini harcaması bir övünç vesilesi görülürken batı toplumlarında kadının evde durması atıl iş gücü olarak görülmekte olduğu ifade edilmektedir.

Fakat günümüzde ve bir kaç on yıldır batı toplumlarında da kadının evde durması , kariyerlerini yarıda bırakarak çocukları ve ev içi meşguliyetlerle evi ile ilgilenmesi yaygınlaşmakta, ev kadını tanımı yerine “evde kalan anne” “stay-at-home-moms”yani bunu bir tercih olarak gören kadın algısı yavaş yavaş oluşmaya başlamaktadır.

Dergide bir örnekte babası, annesi, eşi, erkek kardeşi ve kendisi hep Harvard’lı olan bir Amerikalı kadın, tüm güzel kariyerine rağmen çocukları lise çağına gelene kadar onlarla birebir ilgilenmeyi tercih etmiş, çocuklarının kalbine İsa sevgisi koyabilmiş olmayı büyük başarı olarak gördüğünü anlatmaktadır.

Gerek eğitim sistemi, gerek öğretmen beğenmeme, gerek okul ortamı ve gerekse dini sebeplerle çocuklarının eğitimlerini kendileri üstlenen, onları keman kursundan, beyzbol antremanına taşıyan, evde ders çalışıp çocuğuna tarih, coğrafya anlatan annelerin sayısı Amerika’da oldukça artmaktadır.  Batıdaki gelişmeleri onlardan geride takip ettiğimiz göz önüne alındığında belkide bizim çocuklarımızında bu algıya aşina olacağı ve yaşanır hale getireceği ihtimal dahilindedir.

Belli ve kesin doğruları olmayan kişiden kişiye değişen bu konuda enine boyuna bu şekilde bir araştırma dergisi sayısı çıkarılmış olması çok sevindirici. Bir çalışan anne çocuğu olarak her iki taraf içinde olayın nasıl göründüğünü çok iyi anlayabiliyorum. Fakat her ne şartta olursa olsun, eğer maddi zorunluluk yoksa, en azından 0-2 yaşta annenin çocuktan uzak kalması hem anne hem çocuk için derin yaralar açıyor. Bu yaraların iyileşmesi de pek mümkün olmuyor. İlk etkileri ergenlik çağında gözlemleniyor.

Amerika’da ki örneklere bakarsak, aksine bizde en güzel okulları okumuş, en iyi eğitimleri almış bir anne, bütün bilgi birikimini kapitalist düzen için kullanıyor ve kendi biricik yavrusunu ilkokul mezunu 20 yıl öncesinin annesi olan bakıcı ellerine teslim ediyor. Annenin eğitiminin önemli olmadığı mühim olan yalnızca sevgi ve merhamet ile çocuğun bakılması olduğu görüşü ile vicdanlar rahatlatılıyor.

Çocuğun ihtiyacının sadece maddi bakım(yeme-içme-uyuma) olduğunu varsayarsak evet şefkatle bizlerden de iyi bakabilirler. Fakat bebeğin ihtiyacı anne kokusundan tutunda, yaşına uygun ilgiye kadar çok çeşitlilik arzediyor. Evet ilkokul mezunu olmak anne gibi iyi bakılamayacağı anlamına gelmiyor. Ama günümüz çocuklarının iyi yetişmesi için annenin düzgün bir eğitim almış olması büyük önem arzediyor. Bu örgün eğitim ile de olabilir dışarıdan kendini geliştirici takviyelerle de.

Baktığımız zaman şu nesildeki yetişkinlerin çoğunun annesi ilkokul&ortaokul mezunu  olabilir ama onlar kendi zamanları için en iyi annelerdi ve bizleri en iyi şekilde yetiştirdiler, Allah razı olsun hakları ödenmez. Fakat bu zamanda karnı tok & sırtı pek çocukların oynayabileceği geniş geniş bahçeleri, sosyalleşebilecekleri komşu çocukları özellikle büyükşehirlerde bulunmuyor.

Merhamet ve sevgi kavramlarını sabit tutarsak, bir çocuk bugün doğduğu andan itibaren eskiye nazaran çok daha fazla maddi ve manevi zararlı etkenlere maruz kalıyor. Misal, eskisi gibi misafirden misafire çıkartılan sadece parmak bisküviler değil, her an her yerde ulaşılabilen katkı yüklü aburcuburlar evlatlarımızı çevreliyor.

Her üründe, aparatta bir dayanıklılık artıran kakı maddesi ile karşı karşıya kalıyorlar, akıllı cihazlarla radyasyon tehlikesi ve  uzun süreli ekrana maruz kalma gibi daha bir çok güncel tehlikeler çocuklarımızı bekliyor. Eğitimi kısıtlı bir yaşı ileri bakıcı ne kadar merhametli olsa da kendi çocukluğu ile karşılaştırıp bu tehlikeleri bilerek yada bilmeyerek görmezden gelebilir. Tabi bunun tersi ihtimali de söz konusu. Katı bir anne olup çocuğuna faydası dokunmayan üniversiteli anneler de mevcuttur. Ama burada en güncelde en ideal olması gerekeni resmetmeye çalışıyorum.

Sonuç olarak annenin ev hayatı belki eskisi kadar fiziki güce dayanmıyor fakat eskiden daha fazla anne üzerinde dikkat ve hassasiyet gerektiriyor. Her çocuğa çok özel durumlar hariç en iyi bakabilecek kişi annesidir.Kendisini en iyi şekilde yetiştirebilen farkındalığı yüksek, merhametli ve sevgi dolu bir annenin yetiştireceği donanımlı evlatlar vatana millete ne kadar hayrı dokunur. Çocuklarımız en azından 0-2 yaşa kadar bunu hak etmiyor mu?

 

Share.

Leave A Reply